SÜNNETİN VE AKLIN DİNDEKİ YERİ

Article

Bismillahirrahmanirrahim

Bu haftaki yazımız; Müslümanların günümüzdeki büyük sorunlarından, ve çokça tartışma konusu olan bir mevzu.

"Sünnet'in ve aklın dindeki yeri" Diğer bir adıyla "İslam'ın sünnete ve akla verdiği değer"

İslam'da Sünnet: Peygamberimizin (s.a.s) söylediği sözlere, yaptığı fiillere ve ikrar ettiği şeylere denir. Kuran'dan sonra dinin ikinci büyük kaynağı olarak kabul edilmiştir. Nitekim Allahu teala saff suresi 10-11'inci ayetlerde müminler e elem verici azaptan kurtuluşun Allaha ve resulüne iman etmekle olacağını bildiriyor. Yine başka bir ayet'te ; Ey habibim! De ki siz allahı seviyorsanız bana tabi olun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Başka bir ayet'te Rabbimiz: Ey iman edenler! Allaha, Resulüne ve amirlerinize itaat edin diye buyuruyor.

Görüldüğü gibi Rabbimiz bu ayetlerde kurtuluşun Resulullahın yoluna uyarak gerçekleşeceğini, Allah Resulüne itaat etmemizin farz olduğunu söylüyor. Allah Resulüne uymakta o şu an hayatta olmadığı için onun hadislerine, emir ve yasaklarina uyarak olur.

Sünnet yoldur. Yüce peygamberimizin yolu... Sünnet ile kur'an bir bütündür. Ayrılamaz. Ayrıldığı takdirde islam ruhsuz bir cesede benzer. Sünnet dinden çıkarıldığında namaz, zekat ve oruç gibi me'mur olduğumuz vazifelerin anlamı kalmaz. Rabbimiz bize kuran da namaz kılmamızı emrediyor fakat nasıl kılınacağını söylemiyor. Bunun için namazın şeklini ve rükünlerini sünneten öğreniyoruz. Yine Rabbimiz bize orucu ve zekatı emrediyor ama orucu bozan durumlardan bahsetmiyor bunun için yine sünnete başvuruyoruz. Hangi mal'da, hangi hayvan'da zekat gerektiğini, miktarını bize açıklamıyor. Hakeza bunları öğrenip amel etmek için yine sünnete başvurmamız gerekiyor. Hasıl günlük yaşantımızda ki sorunlarımızın çözümünü , emrolunduğumuz ibadetleri kur'an dan ve onun tefsiri ( açıklaması) olan sünnetten öğreniyoruz ki; Peygamberimizden daha büyük bir müfessir (kuran açıklayıcısı) yoktur.

Yüce Rabbimiz onun hakkında : o muhammet (s.a.s.) heva ve hevesinden konuşmaz. Ancak kendisine vahiy edileni söyler. Onun için ondan bize kadar sahih bir şekilde ulaşan emir, yasak ve tavsiyelerine uymak zorundayız.

İslam'da akıl: Bilindiği gibi islam diğer hak semavi dinler gibi insan fıtratına en uygun olan din'dir. Diğer batıl dinlere muhalif olarak islam; Beşer aklına büyük önem vermekte ve beşeri sömüren bir din değil kendisine uyulduğu takdirde beşeri dünya ve ahiret'te saadet ve huzura kavuşturan bir hayat nizamıdır. Allahu teala bir çok ayette insanı aklını kullanmaya yönlendiriyor ve kendisinden razı olunmayanları " siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız" diye niteliyor. Ayette görüldüğü gibi yüce Allah onun dilemesinden sonra insanın kendisiyle doğru yolu bulacağı tek nesne olarak aklı gösteriyor. Yani islam insan aklına büyük önem vermekte ve onu çok yüksek bir mertebeye çıkarmaktadır. Bunlarla beraber islam dini bir bütün olarak yani her şey'de akla göre değildir. Örneğin: Allahın zat'ının hakikati, cennet ve cehennemin ebediliği gibi konular insan aklını aşan ve aklın tasavvur edemeyeceği konulardandır. İnsan aklı bu ve benzeri konularda çalışamaz/hakikatini idrak edemez durumdadır.

Örneğin hz.ali (k.v.) birgün vaaz ederken şunları söylemiştir: Eğer din tümüyle (her şey de) akla göre olsaydı mestlerin üstü değil altı mesh edilirdi. Çünkü mestin kirlenen tarafı üst tarafı değil alt tarafıdır fakat ben Resulullah (s.a.s.)'in mestlerin üstünü mesh ettiğini gördüm. Görüldüğü gibi Bazı konularda ki bu ve benzeri hadisler akla uymamaktadır. Bizde müslümanlar olarak aklımızın idrak edemediği /hakikatini bilmediği bu hadisleri- konuları bize kadar sahih bir şekilde ulaşması şartıyla böyle meselelerin hakikatini Rabbimize bırakmamız en doğrusu olacaktır. Ayet ise doğruluğundan şüphe etmeden hadis ise belirttiğimiz gibi sıhhat derecesini öğrendikten sonra tevakkuf eder (durur) amentü deriz ki bir mümine yakışan budur.  

İlk dönem müslümanları bu iki değer'e ne önem verdi? : islam ümmetinin dinin bu iki değeri olan sünnet ve akla verdiği değere gelince: Sahabeler dönem'inin sonu ile tabiin döneminin başı mezheplerin oluşum çağıdır. O zaman da 4 büyük fıkhi mezhep ortaya çıkmıştır. Bunlardan en dikkat çekeni kurucusu imam azam ebu hanife olan hanifilik mezhebidir. Çünkü ebu hanife dinin ikinci kaynağı olan sünnet'ten sonra rey'i yani aklı dini kaynak olarak görmüştür. Onun için ona ve muntesiplerine "rey ekolü" denilmiştir. Diğer mezheplerde akla gereken rolü vermiştir. O dönem de ebu hanifenin rey ekolüyle islamın insan aklına verdiği değer tamamen görülmüştür. Bunun bir bedeli olsa gerek; imam ebu hanife münafıklar tarafından islam ümmetine; kuran ve sunneti bırakıp, aklıyla dini hükümler çıkaran bir reformcu (bidaatçı) olarak tanıtılmıştı. Oysa onun da dediği gibi akıl kuran ve sünnetin olmadığı yerde devreye girer ve nassların ( dinin kesin hükümlerinin) bulunmadığı yerde insan aklı dini kuran ve sünnete göre şekillendirir. Bu şekilde o dönemde müslümanlar sünnet ve akla gereken değeri verdiği için büyük ilmi inkişaflar görülmüş, müslümanlar hükmedilen değil hükmeden olmuştur. 

Son dönem müslümanları bu 2 değere önem verdi mi? : 19'uncu asrın sonlarıyla 20'inci asrın başlarında avrupa da bir felsefe/akıl devrimi gerçekleşmiştir. Öyle ki müslümanların akla değer verdiği dönem de dünyanın döndüğünü söyleyen bilim/akıl adamlarını öldüren avrupa aklı ilah yerine koymuştur. Kilise de tamamen hegemonyasını kaybetmemesi için aklın üstünlüğünü kabul edip , daha önce idam sehpalarına gönderdiği felsefecileri baş göz üstünde tutmuştur.

Büyük zaferleri sağlayan ilmi inkişaflarla aklın putlaştırılması son dereceye varmıştır. Ve bu arada akli esaslara dayanan felsefenin hakimiyeti her tarafı sarmıştır. Aynı devirde fikri yapının tamamen donuklaştığı, ictihad kapısını sonuna kadar kapatan, Allahın şeriatını anlamak ve ondan hüküm çıkarmak konularında aklın fonkisyonunu inkar eden, dini konularda hurafeye sapmış düşüncelere dayanan bir müslüman kitle mevcut.  İşte böyle bir devirde islamın akla verdiği değeri açıklamak için şeyh abduh, İslam şairi muhammed ikbal ve cemaleddin-i afganiler çıkıp batının bu büyük etkisini/galibiyetini kırmak için büyük çalışmalara giriyorlar ve üstad seyyid kutubun dediği gibi saf-haklı niyetleriyle beraber aklı vahiy ile aynı seviyeye çıkarıp sünneti arka plana atıyorlar. Bu da dine verdikleri faydalarla beraber kapanılmaz yaraların açmasına sebebiyet veriyorlar.

Yani kısaca özetlersek müslümanlar sünnete ve akla gereken değeri verdiklerinde hep ilerlemişlerdir. Kazanmışlardır. Ama aklın etkisini dinden tamamen attıklarında islamı bir şekil dini haline getirerek gerilemişlerdir. Gerilemeye yönetilen olmaya mahkum olmuşlardır. Sünnet çıkarıldığında ise din anlaşılamaz hale gelip hiçbir hükmün , ibadetin manası, şekli ve hakikati anlaşılmamakla beraber peygamberden ve onun yolundan uzaklaşılmaktadır. 

Günümüzde de islamı batılılara şirin göstermek maksadıyla sadece kur'an ile yetinip akla uygun olmaması bahanesiyle sünneti itibarsızlaştırmaya çalışanlar gün gelip, şartlar olgunlaştığında kur'anında akla uymayan ayetlerini de yanlış yorumlamaya hatta kur'an dan çıkarmaya bile yelteneceklerdir.

Yazar Hakkında

Toplam

11

Makale

Abduselam Polad

Önceki BAYRAM'A GİRERKEN
Sonraki İSLAM'DA ULU'L EMR'E İTAAT

Yazılan yorumlar hiçbir şekilde tarafımızın görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.