KELİME VE KAVRAMLARA DAİR...

Article

Kelime ve kavram…

Kelime yani; yaralayan veya tesir bırakan. İşittiğiniz her kelime, zihninize bir tesir bırakır. Bu tesir, enfüs ve afak arasında bir bağ tesis eder. 

Kavram ise anlam yüküdür, yani mefhumdur. Mefhum ise fehm kökünden gelen anlamı ayırma kuvveti. Kelimeler ile zihnimizde oluşan, anlama derinliğini kavramadır. Yani kavra-mak…

Bir şeyin, ne olduğunu ifade etmek için, zihnimizden geçen şeyi dışarıya yansıtırken kavramları, kelimeleri kullanırız ve daha da önemlisi, bunların sayesinde düşünebiliriz ancak. Zaten bundan ötürü ‘kelimeler ve kavramlar zihnimizin dilidir’ deriz.

Günlük hayatta kullandığımız, kelimeler ve ifade etmeye çalıştıklarımız arasında, bir bağ vardır. Kelimelerin çokluğu ve anlam yoğunluğu zihin dünyamızın renkleridir. Ne kadar çok rengi olursa bir ressamın o kadar yoğunluk ifade eden bir zihni vardır. 

Kavramların ve kelimelerin yüklendiği anlam yoğunluğu, ifade etmek istediğimiz değerin, zihnimizdeki konumunu ve hedeflediğimiz eylemleri ifşa eder. 

Kelimeler, bizim hayata bakış açımızı, ifade ettiği gibi bütün bu işleri yapan zihin dünyamızı ve bunu inşa eden aklı da ele verir. Aslında kullandığımız kelimeler bizim zihin dünyamızı inşa eden aklın ta kendisidir.

Kelimeler bizim hayat bakışımızı inşa eden eylemlerimizin başladığı noktadır. Ve bugün, fiillerimizin sonucu bir yaşamdan, şikâyetçiyiz. Düzeltmeye dönük emekler yani düze çıkmayı sağlamak için çaba göstermek, bizim düştüğümüz yeri, görmemiz gerektiği kanaatini, bizde oluşturuyor.  Çünkü düştüğümüz yer, çıkmamız için gerekli bilgiyi bize temin edecektir. Ve bunun için düşmemize sebep olan eylemlerimizi düzeltmemiz gerekecek.

Eğer biz, eylemlerimizi düzeltmek istersek, uzun bir yol haritasına ihtiyacımız var demektir. 

Eylemlerimizin yani faili olduğumuz fiillerimizin, itici gücünü düşünce oluşturur. Düşünce dünyamızı, olması gerektiği esasa, sadakat göstererek, onarmaya başlarsak, yapacağımız ilk şey düşünceyi açmaktır. 

Bugün, düş-ünce dediğimiz şeye, önceden daha çok şey derdik. Tezekkür, tedebbür, teakkul, tefekkuh, tefekkür. Her birisi, düşünce diye, düş kurmak üzerinden, kısıtladığımız şey, aslında bu beş kelime ile derin bir yolculuktur zihne. … 

Tekrar esasa dönersek, ‘düşünce’yi onarmaya ihtiyacımız var. Bu da, bizi kavramlarımızı elden geçirmeye götürecektir. Bu yol haritası bizi kelimelerimizin dünyasının atmosferine girmemizi bir zaruret haline getirecek.

Toplumumuz öyle veya böyle eğitimden geçmiş bir nesilden müteşekkildir. İşin ehlinin malumudur, ‘kelimelerin gücünü bilmeden, insanı anlamak imkânsızdır’ demiş Konfüçyüs. Şimdi bizde bazı kelimelerin gücünü deşelim. Bakalım hangi kelime neye tekabül ediyor. 

Bu yolculuk, bizi yormalı ve bir yanımızı acıtmalıdır. Yoksa yolu seyreden bir kişinin yolculuk yaptığı söylenemez. İnsan dediğimiz varlık ünsiyet bağı kuran olduğundan, bu bağı tesis edemeyen ve dolayısıyla acı çekmeyenin ünsiyeti sorgulanmaya açıktır.

Bizim, bazen öğretmenlere, bazen imamlara, bazen de saygı duyduğumuz kişilere, hitaben kullandığımız, ‘hoca’nın, koca kelimesiyle aynı olduğu ve yaşın verdiği tecrübe dolayısı ile saygınlığı hak eden kişi anlamında kullanıldığını bildiğimizde zihnimizde ‘hoca’ ile ilgili bir şeyler değişmeye başlar ve bir pencere açılmaya başlanır. Bu pencere, ‘hoca’ kelimesini her kullanışta, konuşmamıza bir iz bırakmaya dönük bir ağırlık, bir yük bindirecektir.

Öğretmen dediğimiz, öğretim işini, yapan kişidir. 

Öğ-retim ise öğ-mek ve dolayısı ile öğ-ütmek ile ilişkili bir kavram. Yani öğüt-mek işini, yapan kişiye, verdiğimiz isim. 

Peki, öğütmenin icraatı nedir?

Ufalayıp parçaladığımız değ-erler birbirinden bağ-ımsızlaşınca bilgi ile Bilginin Sahibi(cc)nin arası zihnimizde açıldı. Yani bilgi müstakil bir değer kazanmasının son-ucu olarak bilgi bizi El-Alim’e götürmüyor, hatta uzaklaştırıyor.  

Öğretim kelimesinin, kardeşi sayılan eğ-itim ise başlı başına, bir serencam oluşturuyor bizim zihnimizin, damağında. Hani deriz ya ağaç, yaş iken eğ-ilir. Eğitimci dediğimiz zaman, eğ-erek şekle sokan kişiyi kastederiz aslında. Hedefi eğerek, belli bir bilinç seviyesine getirmeye, eğitim diyoruz

Peki, biz eskiden, eğitim seviyesini, nasıl sorar öğrenirdik? Yani, bir kişiye, eğitim seviyesini sorarken, kullandığımız kilit kelime hangi kelime? ‘Tahsil’. 

Tahsil, emek veren kişiyi merkeze alarak, ürün-gelir elde etme işidir.

Peki eğitim-öğretim’e eskiden ne derdik. Talim ve Terbiye.

Şimdi ‘hangisi, hangisinin yerine, nasıl geçti?’yi bir yana bırakarak, bu kelimelerin, kökenine, minik bir yolculuk yapalım.

‘Talim’in yerine ‘öğ-retim’i getirdik.

Peki, Talim nedir?

ilim’in ortaya çıkması için gerekli sebepleri meydana getirmek

Peki, o zaman, ilim nedir

İlim, Alem (bayrak, işaret) ile ilintili bir kavram. Anlamı ise; iz sürmek... Ve bizim geleneğimizde, ilim,‘İlim kendin bilmektir’ sözü ile konumu, açığa çıkan, bir değerdir.

‘Terbiye’ nedir.

Terbiye: bir şeyi ilk-ham halinden alıp aşama aşama kemaline ulaştırmaktır.

Şimdi toparlayacak olursak, ilk-ham olanı kemaline doğru yolculamak (terbiye) işini kişiyi eğip bir şekle sokmak (eğ-itim) yaptık.

Bir kişiyi, iz sürebilir hale gelmesi için, gerekli sebepleri, ortaya koymak (talim); işini, kişinin zihnini, öğütüp ufalayarak, parçacıklarla, uğraşmasını, sağlamak (öğ-retim) yaptık. 

Peki, ‘el bu işi nasıl yapıyor?’ diye düşününce İngilizler geliyor akla ilkin. Çünkü John Dewey’in, bizim tedrisatımıza katkısını, işin ehli iyi bilir. 

İngilizler ‘education’ diyorlar yani bir insanı dışarıya çıkarmak. 

‘Nereden dışarı çıkarmak?’ diye bir soru hiç de haksız sayılmaz.

Burada Platon’un mağara alegorisini anlatmadan geçersek nakıs kalır. 

Platona göre; bazı insanlar karanlık bir mağaraya zincirlenmişlerdir ve bu insanlar başlarını sağa ve sola çeviremezler sadece karşılarındakini görebilmektedirler. Doğuştan beri bu mağarada bulunan insanlar mağaranın girişinden yansıyan nesnelerin gölgelerini görür ve bunları gerçeklikleri olarak algılarlar. İşte insanları bu mağaradan ‘dışarı çıkarma’ işine ‘education’ diyorlar.

Onların ‘education’ ile varacakları hedef ile bizim ‘talim-terbiye ve tahsil’ ile varacağımız hedefler, farklıdır. 

Bugün education ile hedefe varanların, insanı nasıl transformasyona tabi tuttuklarını basiret sahibi olanların görebildiği bir olgudur. 

İnsanı, kendi tabiatına yabancılaştıran, insanı tüketen ve merkezinde ‘homo economicus’ anlayışının yerleştirildiği, yaşam tarzının temelinde ‘education’ var.

Peki; bizim talim ve terbiye ile varacağımız hedef nedir?

Bu soru, zor bir sorudur. Verilecek her cevap, bir mükellefiyet barındırır. 

Bu mükellefiyet, ‘güneşi omuzlamak’ kadar can yakıcı, huzur kaçırıcıdır. 

Amacı hakikate ram olmak olan ve ‘hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan, genç yiğitler’ omuzlarını güneşin yakıcı sıcaklığına hazırlamayacaklarsa, neye yarar o omuzlar ve taşıdığı başlar.

Yazar Hakkında

Toplam

0

Makale

Önceki
Sonraki

Yazılan yorumlar hiçbir şekilde tarafımızın görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.