KÜRESEL GIDA VE İLAÇ TERÖRÜ!

Article

Adamın biri hastalandığı zaman mutlaka doktora gidermiş, doktorların yaşamaları gerektiğine inanırmış. Doktorun yazdığı bütün ilaçları satın alırmış, eczacıların yaşaması gerektiğine inanırmış. Aldığı ilaçların hiçbirini kullanmazmış kendisinin yaşaması gerektiğine inanırmış. Rahmetli 95 yaşında vefat etmiş.

Modern tıp ilaçlar, kimyasallar. İnsanoğlunun hayatına 1950’den sonra yaklaşık 100 bin civarında yeni kimyasal madde girmiş durumda. Abd’de yapılan bir araştırmaya göre yeni dünyaya gelmiş bir çocuğun bile göbek bağında 300’e yakın kimyasal tespit ediliyor. Bunlar diğer bütün her şey gibi insanlığın hizmetinde kullanılsa belki de faydalı şeyler. Ama “nesli ve ekini ifsat etmekten çekinmeyen” bir güruhun kontrolü altında ise eğer, vah ki vah insanlığın haline.

 

Haber merkezlerinde son bir haftanın değişmez konusu dünya zenginliğinin yüzde ellisinin sadece dünya nüfusunun yüzde birine ait olduğu ve dünya da günde 2 veya 3 dolar ile hayatını idame ettirmeye çalışan milyarlarca insanın olduğuna dair. Bu yüzde birlik azgın azınlık teknolojiden petrole silah sanayiden bankacılığa medyaya gıda sektöründen kimya ve ilaca her şeye sahipler. Hayalini kurdukları dünya ise 225 milyonluk bir dünya yani kendileri ve kendilerine hizmet edenler taifesi. Öylesine doymaz bir iştaha sahipler ki bu konuda timsah bile yanlarında adeta süt dökmüş kedi gibi.

 

Etrafımıza bir bakalım. Eşimiz dostumuzdan akrabamızdan komşumuzdan yakın veya uzak herhangi bir tanıdığımızdan kanserin herhangi bir çeşidiyle mücadele etmeyen veya herhangi bir kronik hastalığa yakalanmamış ya da çocuk sahibi olmayı arzuladıkları halde çocuk sahibi olamayan ne kadar çok insan var değil mi. 20 yıl öncenin korkulan hastalığı kanserden şimdi insanlar gripten bahseder gibi bahsediyorlar. Sadece geçen yıl Türkiye’de 170 bin kişi kanserin bir çeşidine yakalanmış.

 

Neden böyle olduk diye soruyor muyuz kendimize yoksa Takdir-i İlahi deyip geçiştiriyor muyuz. Hastalıkların bu kadar yayılmasında gıda sektörünün hiç etkisi yok mu? Evlerimizde kullandığımız teflon tavaların plastiklerin zararlarının farkında mıyız?

 

Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’in bir çok yerinde somut bir şekilde İblis’in Şeytanlaşma sürecini ve Şeytanın insanoğluna düşmanlığını resmeder. Çünkü iki rakip güç vardır. Birisi Allah’ın yeryüzündeki halifesi diğeri ise o halifeye boyun eğmeyerek Allah-u Teala’nın emrine karşı gelen şeytan. Yaratıcı; kullarından karşılarındaki düşmanı çok iyi tanımalarını ve gardlarını ona göre almalarını ister. Dünya da başını Rockfellerların , Rotschildlerin çektiği İllüminatı denen kökleri tapınak şövalyelerine masonlara dayanan bir yapı var. Bu yapı piramidinin en üstünde dört kişi olduğu söyleniyor. Ama hep 3 kişiden biri ölürse yerine alt guruptaki biri çıkar deniyor. Dördüncü ise piyasa da yok bu işi araştıran ve iştigal eden insanlar dördüncünün şeytan olduğunu belirtiyorlar. Yani bu küresel şeytanlık şebekesinin en tepe noktasında da şeytanın bizzat kendisi var. Peki ruhlarını şeytana satmış ve şeytanın ete kemiğe bürünmüş hali olan bu insanlardan insanlık için faydalı bir şey beklenmesi mümkün mü?

 

Bu şeytani şebekenin çarkları şöyle işliyor. İlkönce ekini ifsat ediyorlar. Yani dünyadaki tohum üretiminin neredeyse tamamı bunların elinde tohumları hibrit tohum adı verilen sistemle kısırlaştırıyorlar. İnsanlığın malı olan tohumları bu şekilde patentliyerek tekellerine alıyorlar. Bir örnek hindistanda yaklaşık 1500 çeşit organik pirinç tohumu var. Hindistan da ilkönce bu tohum çeşitlerini dörde düşürüyorlar. Ve patent haklarını kendilerine tescilliyorlar. Ellerinde halen geleneksel yöntemlerle elde ettikleri tohumları olan ve bunlarla ekim yapmaya çalışan çiftçilerin karşısına uluslararası mahkemeler ve milyon dolarlık tazminatlarla çıkıyorlar. Sonuç, bu borçların altında ezilen ve ödeyemeyen neticede intihar eden yüzlerce çiftçi.

 

Tohum nesilden nesile aktarılan bir olgu iken artık tohumlar kısır olduğu için gelecek seneye yeniden satın alınması gereken bir şey. Şu anki dünya tohum piyasasının toplam değerinin yaklaşık 300 milyar dolar (1 katrilyon) olduğunu söylersem işin ticari boyutu daha iyi anlaşılır herhalde. Bir de bu tohumlar ve zirai ilaçlarla insanlara bulaşan hastalıklarda cabası. Bir de GDO’lu tohum var tabi yani genetiği değiştirilmiş organizmalar. Market raflarını süsleyen şekerlemelerin çikolataların içerisinde emülgatör (soya lesitini) var. Yani tatlandırıcı var peki neden elde ediliyor emülgatör soyadan veya mısır şurubundan, dünya soya üretiminin kahir ekseriyeti ise GDO’lu, içine aktarılan hangi gen peki, ya domuzdan veya yılandan. Peki sayıları 4 milyonu bulan gerçek organik tohumlar nerede Norveç’te dev bir buz dağının 130 metre altında depolanmış durumda.

 

Başka bir aşama tavukçuluk, kuş gribi safsatasıyla dünyadaki bir çok tavuk türünü itlaf ettirmeyi başardılar. Artık tavukta tekellerinde tabi bunlara tavuk denirse. Marketlerde körpe piliç diye satılıyor. 45 günde üretilen, ilaçlarla hormonlarla obezleştirilen, çiftlikte kesilen piliçlerin bağırsaklarıyla sakatatlarıyla büyütülen, bir çoğu bu kadar kısa sürede büyümeyi kaldıramayıp kalp krizinden öldükten sonra arkadaşlarına yem olan erkeklerdeki östrojen hormonunu arttırarak erkekleri kısırlaştıran piliçler. Doların tavan yapması yumurta fiyatlarını acayip etkiledi değil mi. Neden; çünkü yem ithal. Markette satılan yumurtaların sarısının renk ayarını bile yemlerle sağlıyorlar.

 

Normalde bir tavuğu bir horozun döllemesi lazım değil mi? Ama tavuk çiftliklerinde böyle değil. Yaptıkları müdahalelerle tavuk kendi içinde dölleniyor. Yani yumurtanın olması için erkek ve dişi üreme sistemi gerekli iken şimdiki yumurtalar dişi dişi diye dölleniyorlar. Bu da yine en çok erkekleri etkiliyor. Yani erkekleri kadınlaştırıyor. Yüzyıl önce bir milimetre erkek sperminde 110 milyon sperm varken bu rakam şimdilerde 60 milyonlarda sayı 20 milyonun altına düşerse belki de hiçbir çift normal yollarla çocuk sahibi olamayacak ve tüp bebek merkezlerine koşacak. Alın size başka bir ticaret kapısı daha.

 

Çocuk dünyaya gelir gelmez zehirlemeye veya kısırlaştırmaya başlıyorlar. Bunun ilk aşaması aşılar. Yapılan aşılarla çocuğun bağışıklık sistemi zayıflıyor, artık hayatı boyunca bir ilaç müşterisi. Bu zehirlemeye ambalajlı gıdalarla –ambalajlı gıdaların raf ömrü ne kadar uzunsa o kadar tehlikeli- fast food yiyeceklerle, kolalarla tavuk dönerlerle çiftlik yumurtalarıyla hatta tuzla devam. Evet evet tuzla. Çünkü tuzun içerisine akışkanlık sağlaması için konulan madde siyanürün ta kendisi. Artık sürekli hasta, hayattan zevk almayan nesiller. Bunun yanında insanlığa hizmet etmesi gerekirken bir canavara dönüşen sağlık sektörü.

 

Ve bu sektörde dönen korkunç rakamlar bir kanser hastasının tedavisi ne kadar maliyetlidir değil mi? Peki bu kadar ilaç ve sağlık harcaması varken herhangi bir hastalığından şifa bulmuş kimse var mı? Yok denecek kadar az. Şeytani şebeke insanları iyileştirmenin değil onların parasını daha iyi nasıl çalırımın peşinde. Hatta bunun için laboratuvarlarda virüs üretmekten bile çekinmeyen bir yapı. 2009 yılında dünyayı domuz gribi salgını kasıp kavuruyordu. Dünya kimya ve ilaç sektörünü elinde tutan Monsanto, Dupont, Baxter, Roche, Pfizer gibi ilaç firmaları dünyaya 10 milyar dolarlık domuz gribi aşısı sattılar. Ama şu tesadüfe bakın ki hastalık 2009 Nisan ayında ortaya çıkmışken Baxter firması hastalığın aşısını 2008 Ağustosunda üretmişdi. Yani “tek düşüncesi insanlığa hizmet etmek olan” firma ortada hastalık yokken ilacın aşısını üretmeyi düşünmüştü. Aynısını Ebola virüsü salgınında da yaptılar. Birkaç gariban Afrikalıya bu virüsü bulaştırıp ellerindeki medya gücüyle ebola korkusunu pompaladılar. O da aslında kendi ellerinde bulunan WHO (World Healthy Organization) Dünya Sağlık Örgütü herhangi bir aşının piyasaya çıkmadan önce 5 yıl boyunca araştırılmasını denenmesini talep ediyor. Siz yine şu tesadüfe bakın ki 2014’te ortaya çıkan ebola virüsünün aşıları hazır haldeydi. Yani aşının üretimine hastalığın çıkmasından tam beş yıl önce başlamışlardı.

 

Mevzu çok uzun ve derin, bir makalenin kapsamından çok çok fazla antideprasanlardan, kolestrol ilaçlarından, yeni yeni reklamları süslemeye başlayan gıda takviyelerinden bahsetmeye kalkarsak daha uzar gider. Bu şeytani şebeke dünya da çıkarttıkları savaşlarla bizi birbirimize kırdırmaktan zevk alırken. Ve bunlarla zihnimizi meşgul ederken terörün daha çılgınını gıda ve ilaç sektöründe de göstermekten çekinmiyorlar.

 

Peki, bize düşen ne? Elimizin altındaki akıllı telefonları, bilgisayarları, interneti sadece sosyal medyayı facebooku twitterdaki hastag çalışmalarını takip etmek, oyun oynamak için mi kullanmaya devam edeceğiz. Yoksa bu bilgi hazinesinden faydalanıp karşımızdaki düşmanın ne kadar güçlü olduğunu kavramaya çalışıp kendimizi ona göre hazırlayacağız. Farkındalık oluşturup etrafımızdakileri bilinçlendirmeye gayret edeceğiz. Orası bize kalmış. Ama benim naçizane sizlere tavsiyem Kemal Özer’in Deccal Tabakta ve Şeytan Çıplak eserlerini mutlaka okumanız ve okutmanız. Tavuklarla ilgili araştırmalar yapan Onkoloji Uzmanı Yavuz Dizdar’ı takip etmeniz. Gıda hareketi. Org isimli internet sitesine ara ara bakmanız. Biz uykuda kalmaya ısrar edersek, bu şeytani şebeke dünya da istediği gibi at koşturmaya devam eder.

Selam ve Dua ile

 

 

 

Yazar Hakkında

Toplam

7

Makale

ibrahim Dağlar

Önceki KADERİN ADALETİ VE THE CEMAAT
Sonraki DÜNYAYI KURTARACAK ADAM: TRUMP!

Yazılan yorumlar hiçbir şekilde tarafımızın görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.